

E. G: Ebru Özden'i en iyi tanıyan kişi benim. Kendi hakkında bilmediklerini bile bilirim. Onu sorularımla zora sokacağım. Evet, merhaba Ebru. Şiir senin için ne, nerede, ne zaman başladın?
E. Ö: Çok iyi tanısan şiire başladığım bir milat olmadığını bilirsin Sevgili Ebru. Şiir benim için her şeyden önce gelen, kendimi adayabileceğim, Tanrı'nın beni hem ödüllendirdiği hem cezalandırdığı annem, çocuğum, lanetim.
E.G: Anladık ki dünyada en önemli şey şiir. Şiirde en önem verdiğin şey nedir?
E. Ö: Şiirde en önem verdiğim şey ahenk ve dil. Türkçe bütün imkânları ile şairin hizmetinde. Şair de Türkçenin.
E. G: Yani ahenksiz şiiri sevmez misin, hiç yazmadın mı?
E. Ö: Denedim. Şiirde dış veya iç ahenk, muhakkak olmalı. Şiirin kurallarını büsbütün yok sayamam. Yapanlara saygım vardır ama ben yapmam. Şiir iyi bir müzik etkisi bırakmalı. Onun sesi olmalı.
E. G: Türkçe demiştin. Şiir yazarken seni sınırladığı oluyor mu?
E. Ö: Bu soru beni sinirlendirdi şimdi. Türkçe kısıtlamaz. Türkçe mecaza imkânı olan zengin bir dildir. Bütün imkânlarından faydalanmak gerekir. Ben Türkçeye yetiyor muyum acaba...
E. G: Şairler sözün ustası...
E. Ö: Elbette Ebrucuğum. Elbette. Sadece sözün değil. Dilin de ustasıdır. Bir şair hangi dilde yazıyorsa o dilin bütün imkânlarını, imkânsızlıklarını bilmelidir. Dilbilimci olmalı demiyorum. Dilini tanımalı.
[...]
* "Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum"
_________________________________________________